Oğlum Tatilde

Oğlum Tatilde

Bir gün oğlumun Okul Müdürü Meral Hanımı aradım. Her zamanki gibi genel durumu nasıl diye öğrenecektim. Çünkü her gün aramazsam o gün işyerinde rahat çalışamıyorum. Meral Ablamla telefon konuşmamızda Atahan’ın gayet iyi olduğunu söyledi ve o gün bana yaz kampından bahsetti. Bu yıl siz de katılın dedi. Ben, “Bakarız Abla,” diyerek biraz düşünmek için zaman istedim. Kızımı da yanıma alıp birlikte gitmek istedim. Ama işyerimdeki yoğunluk dolayısıyla izin almam mümkün değildi. Yine ben her zamanki gibi (Atahan’la ilgili düşüncelerimde köşeye sıkışmış hissettiğimde) Meral Ablamı aradım. Ona anlattım. O zaman Atahan’ı tek götüreyim dedi. İşte o an var ya!.. Kalbim nasıl hızlı attı, bilemezsiniz. Bir anda, “Yok Abla, olur mu hiç? Atahan tek başına kendine bakamaz ki,” dedim. O da bana, “Sen üzülme, ben onun için bir görevli ayarlarım, birebir Atahan’la ilgilenir,” dedi. “Sen bir düşün,” dedi. Ben bu cümleleri duyunca biraz sevindim. Sonra beynimle yine savaş haline giriştim ve en sonunda Atahan o tatile gitmeli kararına vardım. Gitmeliydi; bence çok sebepleri vardı. En önemlisi, ailece tatile gittiğimizde itirazlarda çok bulunuyordu. Adeta o tatil ona acı verir bir hal alıyordu. Bize daha çok bağımlı hale geliyordu. Kendi kendime, “Oğlum tek başına gitmeli; hem o hem de biz kendimizi test etmeliyiz,” dedim. İnanamıyordum. Oğlum kampa gidecek!.. Ben nasıl heyecanlandım. Gideceği güne kadar, ben büyük bir sevinçle her akşam Atahan’a gideceğini, eğleneceğini anlattım, onun eksiklerini almaya çalıştım. Ama var ya, otobüse binme vakti geldiğinde içim ürperdi. “Filiz ne yapıyorsun, bu çocuğu nasıl gönderirsin?” diye nasıl kızdım kendime… Ama bir kere karar vermiştim, gidecekti. Öğretmeni Selda hanımı görünce, Günseli’yi, İnci Ablayı görünce sanki yüreğime sular serpilmiş gibi rahatladım. Onlar benimle konuştular, bayağı rahatlattılar. Günseli, “Hadi artık çocukları otobüse bindirelim,” dediğinde, Atahan’ı öptüm kokladım, kızım Bahar öptü sarıldı, anneannesi, teyzesi Nuray, ablası Tuğçe öptüler ve ben Atahan’ın elinden tutup ilk merdivenden çıkaracaktım ki, oğlum var gücüyle kendini geriye itmeye çalıştı. İşte o an göz yaşlarımı daha fazla tutamadım ama Selda Öğretmen elinden tuttu ve severek ikna edip koltuğuna oturttu. Otobüs gidene kadar bizi göremeyeceği yerden oğlumu takip ettik. Ama ben, annem, kızım, Tuğçe, Nuray nasıl ağlıyoruz? Sanki çocuk tatile değil de başka bir yere gidiyormuş gibi. Hüngür hüngür ağladık. Ama o arada Günseli ve İnci Abla, sağ olsunlar, bizi teskin ettiler ve en önemli cümleyi dediler: “Onun için bu yalnız tatil çok iyi olacak…” Bu cümle benim için o kadar önemliydi ki… Otobüs hareket edip giderken el sallıyordum. O an oğlumla göz göze geldim. Şaşkın bakışlarla baktı ve gittiler. Biz eve geldiğimizde hala ağlamaya devam ediyorduk. Hatta kızım ağlayarak uyuya kaldı. O bile abisinin durumunun öyle farkına varmış ki, “Anne ne olur, otobüsten indirelim, tek başına yapamaz,” dedi durdu. Ben o gece sabaha kadar uyuyamadım. Ta ki sabah otobüs kampa gidene kadar… Otobüsün kazasız belasız gittiğini duyunca “oh” dedim. Sonra otobüste uyuduğunu ve hiçbir problem olmadığını öğrendiğimde, şaştım kaldım. Çünkü oğlum otobüs yolcuğunu hiç sevmezdi, uyumazdı, ama uyumuş.

İlk gün ne işyerinde çalışabildim, ne de bir kimseyle konuştum. O kadar gergindim ki, biri bir şey dese, hemen tartışacak durumdaydım. Arkadaşlar da oğlumun gittiğini bildikleri için onlar da beni idare ediyorlardı, bunu da anlıyordum. Ama telefonla Meral Abladan iyi haberlerini aldıkça bende ayrı bir mutluluk, sevinç oluşuverdi. Hele bir de denize girdiğini duydukça, ben adeta hayretler içinde kalıyordum. O kadar şaşkındım ki anlatamam. Demek ki oğlum bu tatile tek gitmeliydi, dedim kendime. Günler geçtikçe oğlumu arkadaşlarım , teyzeleri, halaları soruyorlar, ne yapıyormuş, diye. Ben hayatımda ilk defa oğlumla ilgili sorulan sorulara rahatlıkla cevap veriyordum. Sanki bir an oğlumun hiçbir engeli yokmuş da normal bir çocukmuş gibi hissettim. Düşünemiyordum; benim oğlum da diğer çocuklar gibi bir yaz kampına gitmişti ve o çok mutluydu. Hiçbir olumsuz davranışı yoktu; yemeklerini yiyor, tuvaletini yapıyor, denize giriyor, gece bizsiz uyuyabiliyor… Bunlar, sanki ben yanında olmazsam asla olmayacakmış gibi gelen duygularımdı. Oğlum hem beni hem de kendini şaşırttı ve beni çok mutlu etti. Atahan sanki normal bir çocukmuş gibi havalara girdim. Bu olumlu davranışları ile bir anda benim üzerimdeki yükü, on gün de olsa, silip atmıştı. Tabii bu olumlu davranışlarına sevinirken, bir de içimde yaşadığım duygularım değişti. Gündüzleri işyerinde olduğum için ve sürekli telefonla konuştuğum için rahat geçti. Ama akşam olup eve gittiğimde farklı duygular yaşadım. Gittiği ilk geceden beri odasına hiç girmedim. Balkon kapısını dahi açmadım, odanın tozunu bile almadım. Korkuyordum odaya girmeye. Odanın önünden geçerken bile içim ürperiyordu. O zaman aklıma, Atahan bir gün dönüşü olmayan yolculuğa çıkarsa, ben evde onsuz nasıl yaşarım korkuları bindi. Evde onun bağırtısı yoktu. Sanki ev bana bomboş geliyordu. Akşam yemekten sonra ben ayaklarımı uzatıp haberleri bile seyretmeye başladım. Ve hayatımda 1996 yılından bu yana ilk defa, abartısız diyorum, bir Cumartesi sabahı saat 10’a kadar uyudum. Benim hayatımda 7.30 çok önemli bir saat dilimidir. Çünkü oğlumun hiç unutmamamı gerektiren epilepsi hapı var. Ben o hapı hasta da olsam, uyumak istesem de , her ne olursa olsun on iki yıldır hiç aksatmadan, oğlumu o saatte kaldırıp içiririm. Ama kaç gündür saatin 7.30 olduğunu bile hiç anlamadan saatler ilerliyor. Doğruyu söyleyecek olursam saati önemsemeden yaşamak bayağı bir rahatmış. Akşamları çamaşır makinesini bile çalıştırdım. Sesten rahatsız olacak diye bir korkum kalmamıştı artık. Her akşam pasta yapmaktan biraz rahatladım. Çünkü oğlum pasta yemeyi çok sever. On günde sadece iki defa pasta yaptım. On dört yıldır ilk defa kaka temizlemedim, oğlumun bezini değiştirmeden yaşadım. El tırnaklarımda yaralar olmadı. Sabah işe gitmeden, çay dahi içtim evde. Oğlum ve kızıma kahvaltı yetiştireceğim diye aç çıkarım evden her sabah.

Ama onu çok özledim. Kokusunu, sesini, bağırtısını özledim. Hatta biliyor musunuz, bana tokat atan bir el olmadan on gün geçti ama, her şeye rağmen çok özledim onu. Evde kocaman bir boşluk var. Demek ki benim hayatımın bütün yoğunluğu Atahan’a bağlıymış. Bunu şimdi anladım. Bununla birlikte de, üzerimde bir gerginlik var. Hep korkarım oğlumun bir gün yok olmasından. Ailede yeri ne kadar büyükmüş, onu anladım. Ama şunu da anladım ki, o olsa da, olmasa da hayat devam etti. Pozitif ya da negatif, hiç fark etmiyor. Ben oğlumun yüküne o kadar alışmışım ki, o yokken bomboş oldum. Kızımla tek başına onun istediği gibi oyunlar oynadık. Hatta kızım televizyon seyrederken kapısını kapatmadan oturdu. Abisi olsa ben de onlarla oturmak zorundayım. Yalnız kaldıklarında oğlum ve kızımın bağrışmaları bitmez de, ondan. Akşamları eşim televizyon seyrederken, ona, sesini kıs diye sürekli uyarmalar yapmadım. Geç saatlere kadar istediği ses ayarında TV izledi. Oğlum olsa yapamazdı. Çünkü oğlum saat 10’da yatağa yatmış olur ve ses olursa uyuyamaz. Eşim de, ben de, hatta kızımız bile Atahan’ın tatildeki uyumlu davranışlarından şaşkındık.

Geri dönüş tarihi yaklaştı. Ben yine eskisi gibi hemen planlar yapmaya başladım. Odasını temizledim. İlacını, pudingini hazırladım. Artık benim için yine büyük bir koşturmaca başlayacak. Onun hazırlığı var dinlenmiş bedenim ve ruhumda. Gel oğlum, gel!.. Seni çok özledim. Senin yükünü de özledim galiba…

Her şeyden en önemlisi ZİÇEV’i bir kere daha takdir ettim. Çocuklarımıza ve biz ailelerine bu imkanı sağladıkları için minnettarım. Selda Hanıma sonsuz minnettarım, oğluma baktığı için. Hele Meral Ablama sonsuz minnetlerimi sunmak isterim. Kendisine “Abla” diyorum. Çünkü o benim için sadece oğlumun Okul Müdürü değil. Benim ablam sanki. Annem gibi… Bazen düşünüyorum da, bana annem haricinde hiç bu kadar yardım eden duyarlı bir insan olmadı hayatımda. İyi ki varsın Meral Abla. Seni tanıdığım için kendimi şanslı buluyorum. Özel hayatımdaki sorunlarımı bile anlatabiliyorum ona. Beni hep dinliyor ve akıl veriyor. Beni hep teskin ediyor. Oysa çevremdekiler bana hep acıyarak yaklaştı. O bana acımıyor. İnanıyorum, beni sevdiği ve yalnız olduğumu bildiği için ablalık yapıyor. Meral Abla seni çok seviyorum. Ben tüm ZİÇEV’i seviyorum. Bir çok rehabilitasyon merkezini ve vakıfları tanıyorum. Hatta onların içlerinde bulunuyorum. Ama bu ZİÇEV farklı. Bizim çocuklarımızı karşılıksız sevip onlara bakıyorlar. Çocukların ve ailelerin durumuna ayrım yapmadan bakıyorlar. İyi ki varsınız. Bana ve çocuğuma bu yaz kampı tecrübesini yaşattığınız için teşekkür ederim. Hepinize…

  • Beni on gün olsun rahatlattığınız için,
  • On dört yıldır ilk defa sabah uykusu uyuttuğunuz için,
  • Her gün evde tuvalet temizletmediğiniz için,
  • Her gün yer silmediğim için,
  • Akşamları evde hiçbir şey yapmadan rahat bir şekilde oturabildiğim için,
  • Akşamları uzun uzun rahat bir şekilde masamda yemek yiyebildiğim için,
  • Kızımla baş başa kalabildiğim için,
  • Kızımla oğlum arasında bırakmadığınız için,
  • Oğlumu bana, ilk defa, normal bir bireymiş gibi hissettirdiğiniz için,
  • Oğlum kampa gitti derken gururlandırdığınız için,
  • Saat dilimlerini hayatımdan sildiğiniz için,
  • Bizim evde yaşanan hayatın, dışarıdan bakıldığında çok yorucu ve anormal gözüktüğünü söylerdi çevrem. Evet bu da doğruymuş, anladım,
  • Normal ev yaşantısının nasıl olduğunu yaşadım,
  • En önemlisi de, demek ki ben olmasam, Atahan geride kalırsa perişan olmayacak.

ZİÇEV’den tek bir dileğim var: Bana bir şey olursa oğluma sahip çıkın. Onu kimselere vermeyin, sizinle mutlu yaşasın. Kızıma yük olmasın. Onun bu hayatta ikinci bir Filiz olmasına izin vermeyin ne olur…

  • Benim oğlumu emanet edebileceğim hiç kimsem yok, sadece ZİÇEV var,
  • BEN ZİÇEV’İ ÇOKKKK SEVİYORUMMMM, BUNU DA ANLADIM.
  • HER ŞEY İÇİN ÇOK, AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.

Filiz Harpcı (Ankara)